90′lı yılların başından bu yana hayatıma renk katan, onu kendinikiymiş gibi şekillendirip, en bunalmaya meyilli zamanda “ayamaan yandan” deme gücü veren yavrum Toy Dolls, The Album After The Last One albümü ile mutlu mesut punk dünyasını şereflendirdi. Hatta şahaneleri “Decca’s Drinkin’ Dilemma” şarkısına da video klip yayınladı. Öyle seviyorum ki, herkese neşesinden faydalandığı mutlu bir grup diliyorum. Anne seni çok seviyor:

Bir “Arkası Yarın” için bu kadar üzüleceğimi tahmin etmezdim, fakat gelin görün ki 2 bölümdür ekmeğini yediğim “Kerem Onan’dan Hayat Kaydıran Yorumlar” bugün son buluyor.Lakin telaşa mahal yok! Mesaj atarak, ahizeye üfleyerek, poke yaparak, gerekirse tehdit ederek gerisinin gelmesini sağlayacağım. Afiyetler olsun. 

Jane’s Addiction – The Great Escape Artist.. Tıpkı Smashing Pumpkins gibi, en meşhur oldukları dönemde bile yarattıkları etkinin ve sahip oldukları derinliğin tam hakkının verilemediği, ama balkabaklarının tersine aralarından sıyrılan major grupların gölgesinde, hep bilinen, saygı duyulan ama hiç zirveye oturtulmayan bir grup JA. İşin güzel yanı, bu durum Perry ve ekibinin umurunda değil. RHCP’daki “işini” bırakarak gerçek yuvasına tamamıyla kanalize olan gitaristleri Dave Navarro ile yayınladıkları yesyeni albümde klaslıktan yıkılıyor sayın seyirciler. Eskilere göre daha kolay içine girilebilen, bir tutam anlaşılmaktan korkmayan bir albüm bu. Alternatif kelimesinin gerçekten birşeyler ifade ettiği çağlardan kalan hala capcanlı bir ses duymak isteyenlere tavsiyemizdir.

Karma To Burn – V Karma To Burn, “stoner” kelimesini duyunca surata yeni kartopu yemiş jamaikalı misali donup kalmayacaklar için çok önemli bir grup. Kyuss adı verdiğimiz, bugün Queens Of The Stone Age’den hatırlayacağınız Josh Homme babanın ilk grubu olan efsanenin başımıza sardığı stoner rock hadisesinin enstrümantal, yer yer emprovizasyondan bolca beslenen, türün çöl müziği ruhuna en sadık temsilcilerinden biri. Gel gör ki 2009 da yeniden toplandıklarından beri Kyuss tayfasının tamamından dev destek alıyorlar olmalarına rağmen, bunca yıl sonra yola vokalist kullanarak devam etmeleri eleştirilmişti fanları tarafından. V, işte bu eleştirileri çöle gömecek kadar iyi. Hatta “eskisi iyidir” gibi kafalardan nefret eden şahsımın nazarında grubun gelmiş geçmiş en iyi albümü. Ama siz eğer illa “olm ilk albümleri süperdi” tarzı gıcık bir götseniz, lütfen dinlemeyin bu albümü. Böylece albümdeki harika Sabbath “Never Say Die” coverından haberiniz bile olmasın emi. E.

 Rotten Sound – Cursed.. Dümdüz, jilet gibi grindcore. Rotten Sound’un kurulduğu günden beri en basit tanımı bu. Sanırım bu tür, punk/hc etkisi akıllıca kullanılmadığında özellikle amerikalı kalasların elinde oldukça sıkıcılaşmıştı, taa ki Nasum çıkıp herkesi uyandırana dek. İşte Rotten Sound, Cursed ile tarihinde hiç olmadığı kadar çok Nasum’a özenmiş ve neredeyse onların Shift’i kadar iyi bir albüm yapmış. Bu yıl Mart ayında ülkemize de gelecekleri için, uyandıralım dedik.

 

Graf Orlock – Doombox.. Kabul ediyorum mathcore’un boku çıktı artık. Gel gör ki, o bokun içinde yer yer boncuklar da yüzebiliyor sebastian! Graf Orlock, varlığını sadece Dillinger Escape Plan’in ilk iki albümündeki riflere armağan etmeden; işin içindeki metal dozunu punk, indie ve elektronik müzik ile dengeleyerek kendi yolunu çizmiş bir grup. Doombox, aslında bir ep olarak piyasaya sunulmasına rağmen, bonus olarak grubun daha önce yayınladığı ilk üç albümün tamamını da içerdiği için önemli bir ürün ( evet değişik kafalar ). Ek olarak, açıldığında 80’lerden kaçmış bir portatif kaset dekine dönüşen kapağıyla da tüm ömrümde gördüğüm en güzel paket sunumlarından birine sahip. Kolleksiyoncuysanız, ileride değeri çok yüksek olacak, şimdiden söyleyeyim.

NOFX – Nofx/Hardcore.. Benim gönlümdeki yerlerini “The Decline” ep’sindeki o bitmek bilmeyen efsane şarkıya borçlu olan Fat Mike ve tayfası, bu sefer de bağrından kopup geldikleri punk/hc köklerine tribute niteliğinde 9 adet coverdan oluşan bir ep’yle fetihe devam ediyor. Bad Brains’den DOA’e, bu işin mutfağında yemeği ilk pişirenlere harika bir saygı duruşu.

 

 

Gridlink – Orphan.. Yukarıda suyunun çıktığından bahsettiğimiz mathcore denilen alt türün kökeni olarak Discordance Axis gösterilir. İşte bu artık tarihe mal olmuş grubun beyni sayılan abimiz  Jon Chang’in “metalik bir Melt Banana” olarak nitelendirebileceğimiz yeni grindcore projesi Gridlink’in ikinci albümü Orphan. İsimleri ve referansları aldınız, göz atıp atmamak size kalmış anacım.

 

 

Haossaa – Haossaa.. Kranch’ın beyniyle Ask It Why’ın davulcusu proje yaparsa ne olur? Kafa atarlar adamım! Yaptıkları işe noise-rock deyip geçmek fazla kısa kesmek olur, noisecore diyemeyiz ama oralardan besleniyorlar, deriz. Bu kanallardan Shellac’lara OM’lara Trans AM’lara kadar güzelce uzanmışlar dersek de yanlış olmaz. Kranch’ın son dönemlerini bilenler zaten yaptıkları işe yabancılık çekmeyeceklerdir, keza In Between’in emprovize Peyote konserlerini kaçırmamış olanlar da aynı şekilde. Geçtim 2011’i, tüm memleket müzik tarihinde çıkmış en özel albümlerden biri bu. Hele ki geçtiğimiz yıllarda etrafı bir iki tanesi dışında psikedelik olmaya çalışıp beceremeyen yavrukuşların sardığını düşünürsek, eliniz gerçekten “indie” birşeyler arıyorsa, buraya başvurun derim . Kayıtsız kalmayın.

Decaying Purity – The Existence Of Infinite Agony..  Törkiş death metal gruplarını az da olsa takip eden varsa son bir kaç yılda Cenotaph’dan Heretic Soul’a Consume’dan D Purity’e kadar hepsinin nasıl yurtdışında üst üste albümler yayınlayarak başarılı olduğunu turnelerden turnelere koştuğunu biliyordur. Bilmeyenler de işe bu yıl çıkan en iyi DM albümü olan Existence’i dinleyerek başlayabilir öğrenmeye. Tamamen şahsi kanaatimdir, bu yıl bundan daha iyi bir DM albümü dinlemedim ben. Teknik ile hızın, brutalite ile hoplatan zıplatan groove partların mükemmel evliliğinden doğan bu sadist ucubeye kayıtsız kalmayın.

 

Primate – Draw Back A Stump… Mastodon’dan Brent baba ile Brutal Truth’un delisi Kevin Sharp’ın minigrind projesi Primate, rocknroll’dan jilet grind’a koşan mütevazı ve güzel bir ep ile kulaklarımıza sevgilerini gönderdiler bu sene. Aslında iyice deneysel yollara girerek “ekolayzır deneme motoru”na dönüşen son Brutal Truth albümü “Endtime”, sadece Kevin’e kalsaydı ortaya nasıl birşey çıkardı onun cevabı bu minik albüm. Ben her halikarda BT’nin son işinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

 

 

Farazi & Kayra ( Of Gina ) – Yerel Radyo.. Kapanışı ömrü hayatımda en sevdiğim şarkılar listelerime bir şarkı sokmayı başarmış ( “Şevket Hamdi Tan” şarkının adı ) tek yerli hiphop ikilisi ile yapalım. Politik anlamda benim de paslaşabilldiğim güzel sözleri, fabrikasyon olmayan özgün düzenlemeleri ile  kendilerine bir alan yaratıp onları eş dost tavsiyesi ile keşfeden dinleyicileriyle akıp giden güzel bir grup F&K. Açılışta yer alan “Karanlıkta Dört Nala” ve “Kent Orman Müdavimleri” isimli şarkılarla coşturan Yerel Radyo, bu yıl birden fazla çevirdiğim tek hiphop ürünü oldu “Watch the Throne”un dışında. Arayan bulur diyelim, belki bu sayfalarda bir röportajla daha iyi tanıtırız onları yakında.

Amerika’da ikamet eden Hardcore-Punk konserlerinin kamberleri için kötü haber; Boston’da moshing ve slam dancing yasaklandı. Yasaklamanın sebebi ise House of Blues adlı mekanda yapılan Flogging Molly konseri sırasında 60 kişinin gönülleri mosh ederek etrafa hatırı sayılır şiddette zarar vermesinden kaynaklanıyor. Şaşalı bir punk- hardcore kültürüne sahip olan Boston’da böylesi bir yasaklamanın özellikle Converge, Death Before Dishonor gibi grup fanları için dünya skime minare götüme gibi bir hava estireceğini düşünsem de haberi duyup şaşırmamak olmuyor. Genç hardkorcular tedirgin.

Kamuran Hardcore Etiler’den bildirdi…

Öncelikle söylemeliyim ki şarkıyı evde dinledik. Eurovision bağımlılığımız ailecek izleyip helecan yaptığımız ilkokul çağında kaldığından kelli pek ciddiye almadık. Hatırımda kalan bir mevzu şarkıya yansıyan (belki de şarkının yapısından kaynaklanan) Türk İngilizcesiydi. Net söylemiş çocuk. Gelmiş geçmiş en kulağa batan İngilizce albümü çıkartıp, bir de her mekanda döndürülmesine vesile olan Sertap Erener geldi hemen hatırıma. Can Bonomo’nun bir İngiliz Beyefendisi dil bilgisine sahip olduğuna işte o zaman emin oldum. 

Mevzunun alevli olduğu şu günlerde Bonomo’nun şarkıyı söylerkenki hareketlerini yorumlayan bir ablaya da rastladım bir TV programında. Abla düşünürce düşünürce şöyle bir yorum yaptı kendince “hareketleri çok çocukça”. Lan dedim hakikaten bu Can Bonomo’da geçen senelerde Eurovision’u kazanan Lordi efendiği yok. İşte Sertap İngilizcesi, Lordi beyefendiliği yakalayamayan bu çocuğun en son ilkokulda ciddiye aldığım Eurovision (yazıyla örövizyon) yarışmasını kazanamayacağını anladım.  

Yani diyeceğim o ki Can eğlen oğlum şarkı  boktan moktan. Zaten bi ailen izleyecek.

 Okumaya doyamadığınıza gönülden inandığım, iç titreten, hayat kaydıran, volüm kökleten Kerem Onan Yorumları ikinci bölümüyle devam ediyor.

Heartless – Hell is other people..  Hem kuzey Avrupa’lı crust ruhunu, hem de His Hero Is Gone gibi taçsız efsanelerin soğuk, dipten derinden gelen karambolünü taşıyan ruh dolu bir eser, grupların metal, punk, hc olmak gibi kaygılarının olmadığı, içlerinde ne varsa direkt kustukları ve yapılan işe adını başkalarının koyduğu güzel günlerden kalan güzel bir anı..

 

Nothington – Borrowed Time.. Geçen yıl Banner Pilot’un “Heart Beats Pacific” albümüyle beraber “en kararsız albümler” listemin başında Borrowed Time geliyor. Irish folk punk’dan Amerikan streetcore’una, skatepunk dan melodik punkrock a her türe göz kırpan bu iki albümden Nothington’a ait olan daha derli toplu, aslında işin punk rock tarafına daha yakın. Social Distortion etkili midtempo bir punkrock grubundan daha varyasyonlu bestelere yönelmeleri de kanımca sevindirici. Hele albümde bir de “End Of The Day” isimli bir marş var ki, kanımca yılın en iyi on şarkısından biri.

 

Heartsounds – Drifter… Propagandhi’den kaçıp Strung Out sularına kadar gezinen harika bir gitar işçiliği ile dolu ama vokallerden kaybeden bir albüm Drifter. Yine de besteler o kadar güzel ki, vokallerin bu bestelerin üstünü yeterince dolduramamış olması bile durduramıyor beni albümü dinlemekten. Melodicore ve poppunk ın daha sert türlere evrilen versiyonlarını sevenler için iyi bir mühendislik incelemesi albümü. Hatta vokal işini ben bile abartıyor olabilirim, melodik yerine daha düz, notasyonsuz bir vokale sahip grup diyelim. Arada koşturan hatun vokaller

Jet Market – Sparks Against Darkness… Yine bir skate punk grubu, bu sefer diğerlerine göre daha ham bir kayıt, daha kontrolsüz vokaller ama çok güzel şarkılardan oluşan güzel bir albüm. Nofx’den girip Propagandhi ilk dönemlere kadar uzanıyorlar, türün meraklılarının göz atmasında fayda var.

 

Mute – Thunderblast Kapağından müziğine yılın melodicore, skatepunk kanallarında en iyi albümlerinden biri Thunderblast. Ne Rise Against ya da Atlas Losing Grip gibi çok pop ne de Jet Market kadar fazla yeraltı, tam ortada, tam tadında, güzel de bir yol albümü.


Thrice – Major Minor.... 2011’de çok sevdiğim iki grup dağıldı; Alexisonfire ve Thrice. Bu gördüğünüz grubun veda albümü ve son üç albümde girdikleri durgun, dingin, olgun ve distortion free alternatif rock çizgisi aynen devam ediyor. Gerçi fazlasıyla minör soslu acılı şarkıları her kulağa göre değil biliyorum ama yine de hiçbir zaman hak ettiği yere gelememiş bu güzel grubu bir şekilde veda albümüyle de olsa anmak istedim.

 

Rise Against – Endgame..  Artık ABD ve AB’de bildiğin normal major grup muamelesi gören ve melodicore un mucitlerinden olsa da bugün artık direkt olarak bir “rock grubu” olarak sınırlandırabileceğimiz RA, her albümde adım adım, çok yavaş bir şekilde daha da yumuşasa da, hala inadına iyi şarkıları ardı ardına dizmeye devam ediyor arkadaş, burada da ilk beş şarkının gayet gideri var. Aşırı temiz soundlara, popa yönelen punklı gruplara allerjisi olanlar hiç bulaşmasın, geri kalanlar zaten dinlemiştir J

 

Today Is The Day – Pain Is A Warning..  Bu Steve Austin çok terbiyesiz bir adam. Bildiğiniz standart bir ekstrem metal grubunun kullandığı tüm kalıpları bile yerle bir eden In The Eyes Of God ve Temple Of The Morningstar gibi iki klasiğe imza attıktan sonra her albümde biraz daha sıradanlaşan grup, Pain Is.. ile eski formuna dönüyor. Artık fütursuz grind denemeleriyle duble albümler yerine daha özüne dönük, grubun sadece kendisiyle özdeşleşebilecek tarzına dönüş işaretleri taşıyan şarkılarla karşımızda Austin ve tayfası. Bana kalırsa Slayer’dan sonra yeryüzüne gelmiş en etkileyici beş metal grubundan biri ama tabii herkesin Slayer’i kendine.. 

Bilgisayarı kurcalarkenMr. Scruff’ın da katkılarıyla böyle bir mashup yaptığımı hatırladım. Müzik şahane, alt dudak kayıp, İhsan Bey de ölmüş olabilir. Zira kimse smokiniyle tren yolculuğuna çıkmaz…

 

http://soundcloud.com/soupisgoodfood/alt-dudagimi-niye-isirdin

KEREM ONAN’DAN 2011 ALBÜM YORUMLARI

2011 garip bir seneydi. Genel anlamda “ayak kaydıran”, “ömür bağlayan” dediğimiz cinste coşturan bir albüm yayınlanmadı nazarımda ama toplamda bir sürü güzel iş dinledik. E tabii Metalika’nın luluzelası, Morbid Angel’ın alman teknosuna göz kırpması gibi “münferit” olayları saymazsak J. Sene sonu gelince naçizane kulunuz Pitchfork’tan Punknews’a; Çekme Kaset’den Riffual’a kadar sevdiği dergi ve bloglardan yılın kimi albümlerini takip etti, kendi listesiyle karşılaştırdı; ne kadar yetişebilmiş gündeme, ona bakarak egosunu kaşıdı durdu. Sonunda oturdu, diğerlerinin ilgi alanına çok girmeyen, gözlerden kaçar, sakınan göze batar diye korktuğu, dergilerde, bloglarda yıl sonu listelerinde çok rastlayamadığı ama beğeneceğinizi düşündüğü bazı isimler ve onların geçtiğimiz yıla ait ürünlerini yazdı. Öyle büyük incelemeler yapmak değil derdim, iki laf edelim, maksat muhabbet.. Buyrun, afiyetle;

 

All Pigs Must Die – God Is War black metal, hardcore, sludge. Tam anlamıyla bu üçünün çok hırıltılı bir karması APMD. Zaten araştırınca hc ortamından ünlüler karması olduğunu da görecek, görecek, göreceksiniz. Yalnız öyle haykırma, sümkürmeli fokurdanmalı sesli “kızgınçlı” vokallere “ayyy bu ne ayol” diye yaklaşan tatlı su balıkları uzak dursun, çarpar.

 

Chuck Ragan – Covering Ground “Ağlamaklı punk”ın en bi güzel grubu Hot Water Music’in solisti, hissiyat insanı Ragan üçüncü solo albümünde yine Amarigan türküleri ile duygular şelalesinde sörfe çıkıyor. Country, bluegrass, harmonikalı madenci şarkıları, bolca folk ilginizi çekiyorsa bir şans verin. Ömrümde duyduğum en güzel vokallerden biri bu adama ait. Bu arada ilk solo albümü “Feast Or Famine”i de tavsiye ederim. 

 

Trap Them – Darker Handcraft Death metal desen değil, grindcore desen değil ama ikisini endüstriyel hardcore numaralarıyla birbirine kilitleyen, hissiyat olarak Napalm Death’in Diatribes dönemini bana hatırlatan güzel bir grup Trap Them. Yine bööö yapan vokal sevmeyen kaçsın saklansın, elma dersem çıksın, armut dersem kilo versin. O ne biçim popo yav öyle.

 

Misfits – Devil’s Rain Arkadaşım efsane geri döndü ama Keloğlanlar ülkesinde kimsenin pipisinde değil. Neyse aslında Türkiye’de sadece Metalika’nın müzikal ereksiyona sebebiyet vermesine artık alıştık, dolayısıyla bu gereksiz geyiği maruz görün. Artık ülkede punk denen adamların ne dinlediğini kendileri bile bilmiyor, sanırım herkes evde Halil Sezai dinleyip, dışarıya takılmaya pankçı metalci gibi çıkıyor. Neyse, Misfits, sold out turnelerin gazıyla kotarılmış ve beklentilerimizin sıfırın altında olduğu yepyeni albümüyle, resmen döktürüyor bilader. Grubun her dönemine saygı duruşu niteliğinde “çeşitli makamlarda” şarkılar içeren albümü tabii ki püristler sevmeyecektir ama zaten Misfits artık bir nevi oraların Neşet Ertaş’ı olmuş durumda, eski günleri ansan ne olur? Geri kalanlar kayıtsız kalmasın, hemen kayıt yaptırsın!

Ken Mode – Venerable Big Noise, Capsule, Ken Mode derken 2011 noise rock dediğimiz şey için baya verimli geçti. Ken Mode’un bu “en kolay dinlenebilir” albümünü çok beğendim, diğer iki grup fazlasıyla türün standart kalıplarının içinde kalıyordu. Bu noise rock işini Unsane’in son albümü gibi daha “çiğnenebilir” bir modda seviyorsanız bu sizin albümünüz; yok hacı ben böyle karambollü, dip soundlu felan seviyorum dersen Capsule’e gideceksin. Kime sorsan gösterir kapsülü ( not: aratırken Capsule – No Ghost diye arat )

 

Panopticon – Social Disservices Bu “neo duygusallı black metal” ya da post black dedikleri naneyi sevmedim. O Lantlos’lu Alcest’li Bossa De Nage’li alemlere ısınamadım Naci Abi! Gel gör ki bu alemde bir grup var, adı Panopticon. O soğuk, buz gibi, endüstriyel metalin Earache günlerinden bile önceki lanetli havasını taşıyan mükemmel derin soundu post black dedikleri naneye o kadar güzel yedirmişler ki dinleniyor, aşık bile olunuyor! Altyapılarda yer yer punkseverlikte göze çarptığından mıdır nedir, kanım ısınıverdi Panopticon’a.

 

Atlas Losing Grip – State Of Unrest Skatepunk denilen şeyin Kuzey Avrupalılar tarafından da gayet klas icra edildiğinin en büyük kanıtı Satanic Surfers’tı zamanında. Yine bu coğrafyadan ALG, bünyesine SS’ın vokalistini katınca, daha ikinci albümde Rise Against’in bugünkü “kolay anlaşılır” haliyle kapışabilecek poplukta bir melodicore albümü çıkmış ortaya. Propagandhi’nin ilk iki albümü ile  Rise Against ve Bad Religion’un genel geçer halinin klas bir karması ALG. Yılın özellikle yolda dinlemesi en keyifli albümlerinden

 

Set Your Goals – Burning At Both Ends.. Party like it’s 95 kankaa! Cıvık afedersin! SYG, tıpkı türdaşı Four Year Strong ve hemen arkalarından fışkıran bir sürü grup gibi bir “retrolu revivallı poppunk” grubu. Bu ne demek, 90’ların neopunkının Epitaph tarafından patlatılmadan önceki halini retro kafasıyla yeniden yorumluyorlar demek. Bu da ilk dönem Blink 182’den Shelter’a kadar güzel bi yelpazede harika şarkılar yapıyorlar demek. Çok eğlenceli ve ruh dolu bir albüm. Kimilerine artık “çocuk müziği” gibi geldiğini biliyorum ama bana kalırsa o hipster bıyıklarınız ve komik gömlekleriniz daha çocukça be kızanım..

 

Dangerous! – Teenage Rampage Alternatif rak, Radiohead elektronik müziği keşfedince öldükten sonra ortalık yatışmıştı aslında. O esnada NY’lu ve Kuzey Avupalı bohemlerin rakınrolu baştan keşfetmeye karar vermesiyle heryer retro doldu, sonra onun da gazı üç beş seneye kaçtı tabii. İşte Hives’ların tavan yaptığı yıllarda çıksaydı ortalığı yıkacak olan D!’un bu albümü, grubun fazlasıyla teen imajı yüzünden her daim komik bıyıkları ve saçlarıyla büyüdük olm biz mesajı veren hipsterların gözünden kaçtı. Hakaten çok güzel, komplekssiz, cayır cayır bir rakınrol albümü bu, biraz fazlasıyla Hives’ın ilk dönemlerini andırsa da, bu zaten artık kötü birşey değil, iyi bir referans J

 City & Colour – Little Hell.. Hayır memleketin müzik alemi komik bi arena, sataşmadan duramıyorum; Destroyer’in Kaputt’una bayılıp C&C’dan haberi bile olmayan adamlar dergi yazarı bu ülkede, neremle ağlasam bilmiyorum. Tabii işin esprisi ayrı; hissiyatları aynı, kulvarları farklı iki isim bunlar. Bir şekilde kafamda hep paralel yollarda yürüyorlar. İkisi de ekmeğin dibine nutella niyetine akustik altyapıyı sürüyor, ikisi de bol bol folktan besleniyor; oradan sonra ayrılıyorlar. C&C kardeşimiz daha düz, punk köklerine daha sadık ama oldukça da naif, hissiyatlı bir yolda yürüyor. Bu yıl yağmur yağarken en çok döndürülesi albümlerdendi..