90′lı yılların başından bu yana hayatıma renk katan, onu kendinikiymiş gibi şekillendirip, en bunalmaya meyilli zamanda “ayamaan yandan” deme gücü veren yavrum Toy Dolls, The Album After The Last One albümü ile mutlu mesut punk dünyasını şereflendirdi. Hatta şahaneleri “Decca’s Drinkin’ Dilemma” şarkısına da video klip yayınladı. Öyle seviyorum ki, herkese neşesinden faydalandığı mutlu bir grup diliyorum. Anne seni çok seviyor:
TOY DOLLS! HEMEN ŞİMDİ!
Posted: April 24, 2012 in music, UncategorizedTags: album after the last one, Decca's Drinkin' Dilemma, punk, the toy dolls, toy dolls
BOSTON’DA MOSH PIT YASAKLANDI. ÖTEDE AZIN!
Posted: March 19, 2012 in music, UncategorizedTags: banned, boston, converge, death before dishonor, flogging molly, hardcore, mosh pit, punk, stage dive
Amerika’da ikamet eden Hardcore-Punk konserlerinin kamberleri için kötü haber; Boston’da moshing ve slam dancing yasaklandı. Yasaklamanın sebebi ise House of Blues adlı mekanda yapılan Flogging Molly konseri sırasında 60 kişinin gönülleri mosh ederek etrafa hatırı sayılır şiddette zarar vermesinden kaynaklanıyor. Şaşalı bir punk- hardcore kültürüne sahip olan Boston’da böylesi bir yasaklamanın özellikle Converge, Death Before Dishonor gibi grup fanları için dünya skime minare götüme gibi bir hava estireceğini düşünsem de haberi duyup şaşırmamak olmuyor. Genç hardkorcular tedirgin.
Kamuran Hardcore Etiler’den bildirdi…
CAN BONOMO İLE EUROVISION’A KATILIYORUM
Posted: March 5, 2012 in musicTags: can bonomo, eurovision, kritik, sertap erener
Öncelikle söylemeliyim ki şarkıyı evde dinledik. Eurovision bağımlılığımız ailecek izleyip helecan yaptığımız ilkokul çağında kaldığından kelli pek ciddiye almadık. Hatırımda kalan bir mevzu şarkıya yansıyan (belki de şarkının yapısından kaynaklanan) Türk İngilizcesiydi. Net söylemiş çocuk. Gelmiş geçmiş en kulağa batan İngilizce albümü çıkartıp, bir de her mekanda döndürülmesine vesile olan Sertap Erener geldi hemen hatırıma. Can Bonomo’nun bir İngiliz Beyefendisi dil bilgisine sahip olduğuna işte o zaman emin oldum.
Mevzunun alevli olduğu şu günlerde Bonomo’nun şarkıyı söylerkenki hareketlerini yorumlayan bir ablaya da rastladım bir TV programında. Abla düşünürce düşünürce şöyle bir yorum yaptı kendince “hareketleri çok çocukça”. Lan dedim hakikaten bu Can Bonomo’da geçen senelerde Eurovision’u kazanan Lordi efendiği yok. İşte Sertap İngilizcesi, Lordi beyefendiliği yakalayamayan bu çocuğun en son ilkokulda ciddiye aldığım Eurovision (yazıyla örövizyon) yarışmasını kazanamayacağını anladım.
Yani diyeceğim o ki Can eğlen oğlum şarkı boktan moktan. Zaten bi ailen izleyecek.
KEREM ONAN’DAN HAYAT KAYDIRAN YORUMLAR 2
Posted: March 4, 2012 in musicTags: heartless, heartsounds, jet market, kerem onan, mute, nothington, review, Rise Against, thrice, Today Is The Day, yorum
Okumaya doyamadığınıza gönülden inandığım, iç titreten, hayat kaydıran, volüm kökleten Kerem Onan Yorumları ikinci bölümüyle devam ediyor.
Heartless – Hell is other people.. Hem kuzey Avrupa’lı crust ruhunu, hem de His Hero Is Gone gibi taçsız efsanelerin soğuk, dipten derinden gelen karambolünü taşıyan ruh dolu bir eser, grupların metal, punk, hc olmak gibi kaygılarının olmadığı, içlerinde ne varsa direkt kustukları ve yapılan işe adını başkalarının koyduğu güzel günlerden kalan güzel bir anı..
Nothington – Borrowed Time.. Geçen yıl Banner Pilot’un “Heart Beats Pacific” albümüyle beraber “en kararsız albümler” listemin başında Borrowed Time geliyor. Irish folk punk’dan Amerikan streetcore’una, skatepunk dan melodik punkrock a her türe göz kırpan bu iki albümden Nothington’a ait olan daha derli toplu, aslında işin punk rock tarafına daha yakın. Social Distortion etkili midtempo bir punkrock grubundan daha varyasyonlu bestelere yönelmeleri de kanımca sevindirici. Hele albümde bir de “End Of The Day” isimli bir marş var ki, kanımca yılın en iyi on şarkısından biri.
Heartsounds – Drifter… Propagandhi’den kaçıp Strung Out sularına kadar gezinen harika bir gitar işçiliği ile dolu ama vokallerden kaybeden bir albüm Drifter. Yine de besteler o kadar güzel ki, vokallerin bu bestelerin üstünü yeterince dolduramamış olması bile durduramıyor beni albümü dinlemekten. Melodicore ve poppunk ın daha sert türlere evrilen versiyonlarını sevenler için iyi bir mühendislik incelemesi albümü. Hatta vokal işini ben bile abartıyor olabilirim, melodik yerine daha düz, notasyonsuz bir vokale sahip grup diyelim. Arada koşturan hatun vokaller
Jet Market – Sparks Against Darkness… Yine bir skate punk grubu, bu sefer diğerlerine göre daha ham bir kayıt, daha kontrolsüz vokaller ama çok güzel şarkılardan oluşan güzel bir albüm. Nofx’den girip Propagandhi ilk dönemlere kadar uzanıyorlar, türün meraklılarının göz atmasında fayda var.
Mute – Thunderblast… Kapağından müziğine yılın melodicore, skatepunk kanallarında en iyi albümlerinden biri Thunderblast. Ne Rise Against ya da Atlas Losing Grip gibi çok pop ne de Jet Market kadar fazla yeraltı, tam ortada, tam tadında, güzel de bir yol albümü.
Thrice – Major Minor.... 2011’de çok sevdiğim iki grup dağıldı; Alexisonfire ve Thrice. Bu gördüğünüz grubun veda albümü ve son üç albümde girdikleri durgun, dingin, olgun ve distortion free alternatif rock çizgisi aynen devam ediyor. Gerçi fazlasıyla minör soslu acılı şarkıları her kulağa göre değil biliyorum ama yine de hiçbir zaman hak ettiği yere gelememiş bu güzel grubu bir şekilde veda albümüyle de olsa anmak istedim.
Rise Against – Endgame.. Artık ABD ve AB’de bildiğin normal major grup muamelesi gören ve melodicore un mucitlerinden olsa da bugün artık direkt olarak bir “rock grubu” olarak sınırlandırabileceğimiz RA, her albümde adım adım, çok yavaş bir şekilde daha da yumuşasa da, hala inadına iyi şarkıları ardı ardına dizmeye devam ediyor arkadaş, burada da ilk beş şarkının gayet gideri var. Aşırı temiz soundlara, popa yönelen punklı gruplara allerjisi olanlar hiç bulaşmasın, geri kalanlar zaten dinlemiştir J
Today Is The Day – Pain Is A Warning.. Bu Steve Austin çok terbiyesiz bir adam. Bildiğiniz standart bir ekstrem metal grubunun kullandığı tüm kalıpları bile yerle bir eden In The Eyes Of God ve Temple Of The Morningstar gibi iki klasiğe imza attıktan sonra her albümde biraz daha sıradanlaşan grup, Pain Is.. ile eski formuna dönüyor. Artık fütursuz grind denemeleriyle duble albümler yerine daha özüne dönük, grubun sadece kendisiyle özdeşleşebilecek tarzına dönüş işaretleri taşıyan şarkılarla karşımızda Austin ve tayfası. Bana kalırsa Slayer’dan sonra yeryüzüne gelmiş en etkileyici beş metal grubundan biri ama tabii herkesin Slayer’i kendine..
ALT DUDAĞIMI NİYE ISIRDIN?
Posted: February 5, 2012 in musicTags: alt dudak, mashup, Mr. Scruff, soupisgoodfood
Bilgisayarı kurcalarkenMr. Scruff’ın da katkılarıyla böyle bir mashup yaptığımı hatırladım. Müzik şahane, alt dudak kayıp, İhsan Bey de ölmüş olabilir. Zira kimse smokiniyle tren yolculuğuna çıkmaz…
http://soundcloud.com/soupisgoodfood/alt-dudagimi-niye-isirdin

GARİP SENEYE “AYAK KAYDIRAN” YORUMLAR 1
Posted: January 23, 2012 in musicTags: albüm yorumları, all pigs must die, atlast losing grip, chuck ragan, city & colour, dangerous!, ken mode, kerem onan, misfits, panopticon, set your goals, trap them
KEREM ONAN’DAN 2011 ALBÜM YORUMLARI
2011 garip bir seneydi. Genel anlamda “ayak kaydıran”, “ömür bağlayan” dediğimiz cinste coşturan bir albüm yayınlanmadı nazarımda ama toplamda bir sürü güzel iş dinledik. E tabii Metalika’nın luluzelası, Morbid Angel’ın alman teknosuna göz kırpması gibi “münferit” olayları saymazsak J. Sene sonu gelince naçizane kulunuz Pitchfork’tan Punknews’a; Çekme Kaset’den Riffual’a kadar sevdiği dergi ve bloglardan yılın kimi albümlerini takip etti, kendi listesiyle karşılaştırdı; ne kadar yetişebilmiş gündeme, ona bakarak egosunu kaşıdı durdu. Sonunda oturdu, diğerlerinin ilgi alanına çok girmeyen, gözlerden kaçar, sakınan göze batar diye korktuğu, dergilerde, bloglarda yıl sonu listelerinde çok rastlayamadığı ama beğeneceğinizi düşündüğü bazı isimler ve onların geçtiğimiz yıla ait ürünlerini yazdı. Öyle büyük incelemeler yapmak değil derdim, iki laf edelim, maksat muhabbet.. Buyrun, afiyetle;
All Pigs Must Die – God Is War… black metal, hardcore, sludge. Tam anlamıyla bu üçünün çok hırıltılı bir karması APMD. Zaten araştırınca hc ortamından ünlüler karması olduğunu da görecek, görecek, göreceksiniz. Yalnız öyle haykırma, sümkürmeli fokurdanmalı sesli “kızgınçlı” vokallere “ayyy bu ne ayol” diye yaklaşan tatlı su balıkları uzak dursun, çarpar.
Chuck Ragan – Covering Ground… “Ağlamaklı punk”ın en bi güzel grubu Hot Water Music’in solisti, hissiyat insanı Ragan üçüncü solo albümünde yine Amarigan türküleri ile duygular şelalesinde sörfe çıkıyor. Country, bluegrass, harmonikalı madenci şarkıları, bolca folk ilginizi çekiyorsa bir şans verin. Ömrümde duyduğum en güzel vokallerden biri bu adama ait. Bu arada ilk solo albümü “Feast Or Famine”i de tavsiye ederim.
Trap Them – Darker Handcraft… Death metal desen değil, grindcore desen değil ama ikisini endüstriyel hardcore numaralarıyla birbirine kilitleyen, hissiyat olarak Napalm Death’in Diatribes dönemini bana hatırlatan güzel bir grup Trap Them. Yine bööö yapan vokal sevmeyen kaçsın saklansın, elma dersem çıksın, armut dersem kilo versin. O ne biçim popo yav öyle.
Misfits – Devil’s Rain… Arkadaşım efsane geri döndü ama Keloğlanlar ülkesinde kimsenin pipisinde değil. Neyse aslında Türkiye’de sadece Metalika’nın müzikal ereksiyona sebebiyet vermesine artık alıştık, dolayısıyla bu gereksiz geyiği maruz görün. Artık ülkede punk denen adamların ne dinlediğini kendileri bile bilmiyor, sanırım herkes evde Halil Sezai dinleyip, dışarıya takılmaya pankçı metalci gibi çıkıyor. Neyse, Misfits, sold out turnelerin gazıyla kotarılmış ve beklentilerimizin sıfırın altında olduğu yepyeni albümüyle, resmen döktürüyor bilader. Grubun her dönemine saygı duruşu niteliğinde “çeşitli makamlarda” şarkılar içeren albümü tabii ki püristler sevmeyecektir ama zaten Misfits artık bir nevi oraların Neşet Ertaş’ı olmuş durumda, eski günleri ansan ne olur? Geri kalanlar kayıtsız kalmasın, hemen kayıt yaptırsın!
Ken Mode – Venerable… Big Noise, Capsule, Ken Mode derken 2011 noise rock dediğimiz şey için baya verimli geçti. Ken Mode’un bu “en kolay dinlenebilir” albümünü çok beğendim, diğer iki grup fazlasıyla türün standart kalıplarının içinde kalıyordu. Bu noise rock işini Unsane’in son albümü gibi daha “çiğnenebilir” bir modda seviyorsanız bu sizin albümünüz; yok hacı ben böyle karambollü, dip soundlu felan seviyorum dersen Capsule’e gideceksin. Kime sorsan gösterir kapsülü ( not: aratırken Capsule – No Ghost diye arat )
Panopticon – Social Disservices… Bu “neo duygusallı black metal” ya da post black dedikleri naneyi sevmedim. O Lantlos’lu Alcest’li Bossa De Nage’li alemlere ısınamadım Naci Abi! Gel gör ki bu alemde bir grup var, adı Panopticon. O soğuk, buz gibi, endüstriyel metalin Earache günlerinden bile önceki lanetli havasını taşıyan mükemmel derin soundu post black dedikleri naneye o kadar güzel yedirmişler ki dinleniyor, aşık bile olunuyor! Altyapılarda yer yer punkseverlikte göze çarptığından mıdır nedir, kanım ısınıverdi Panopticon’a.
Atlas Losing Grip – State Of Unrest… Skatepunk denilen şeyin Kuzey Avrupalılar tarafından da gayet klas icra edildiğinin en büyük kanıtı Satanic Surfers’tı zamanında. Yine bu coğrafyadan ALG, bünyesine SS’ın vokalistini katınca, daha ikinci albümde Rise Against’in bugünkü “kolay anlaşılır” haliyle kapışabilecek poplukta bir melodicore albümü çıkmış ortaya. Propagandhi’nin ilk iki albümü ile Rise Against ve Bad Religion’un genel geçer halinin klas bir karması ALG. Yılın özellikle yolda dinlemesi en keyifli albümlerinden
Set Your Goals – Burning At Both Ends.. Party like it’s 95 kankaa! Cıvık afedersin! SYG, tıpkı türdaşı Four Year Strong ve hemen arkalarından fışkıran bir sürü grup gibi bir “retrolu revivallı poppunk” grubu. Bu ne demek, 90’ların neopunkının Epitaph tarafından patlatılmadan önceki halini retro kafasıyla yeniden yorumluyorlar demek. Bu da ilk dönem Blink 182’den Shelter’a kadar güzel bi yelpazede harika şarkılar yapıyorlar demek. Çok eğlenceli ve ruh dolu bir albüm. Kimilerine artık “çocuk müziği” gibi geldiğini biliyorum ama bana kalırsa o hipster bıyıklarınız ve komik gömlekleriniz daha çocukça be kızanım..
Dangerous! – Teenage Rampage… Alternatif rak, Radiohead elektronik müziği keşfedince öldükten sonra ortalık yatışmıştı aslında. O esnada NY’lu ve Kuzey Avupalı bohemlerin rakınrolu baştan keşfetmeye karar vermesiyle heryer retro doldu, sonra onun da gazı üç beş seneye kaçtı tabii. İşte Hives’ların tavan yaptığı yıllarda çıksaydı ortalığı yıkacak olan D!’un bu albümü, grubun fazlasıyla teen imajı yüzünden her daim komik bıyıkları ve saçlarıyla büyüdük olm biz mesajı veren hipsterların gözünden kaçtı. Hakaten çok güzel, komplekssiz, cayır cayır bir rakınrol albümü bu, biraz fazlasıyla Hives’ın ilk dönemlerini andırsa da, bu zaten artık kötü birşey değil, iyi bir referans J
City & Colour – Little Hell.. Hayır memleketin müzik alemi komik bi arena, sataşmadan duramıyorum; Destroyer’in Kaputt’una bayılıp C&C’dan haberi bile olmayan adamlar dergi yazarı bu ülkede, neremle ağlasam bilmiyorum. Tabii işin esprisi ayrı; hissiyatları aynı, kulvarları farklı iki isim bunlar. Bir şekilde kafamda hep paralel yollarda yürüyorlar. İkisi de ekmeğin dibine nutella niyetine akustik altyapıyı sürüyor, ikisi de bol bol folktan besleniyor; oradan sonra ayrılıyorlar. C&C kardeşimiz daha düz, punk köklerine daha sadık ama oldukça da naif, hissiyatlı bir yolda yürüyor. Bu yıl yağmur yağarken en çok döndürülesi albümlerdendi..











